jump to navigation

Hotel California Efsanesi 05/25/2010

Posted by TURKSpedia in MUZIK.
Tags: ,
trackback

Hotel California – Eagles

Bir devrin en ünlü şarkısı hatta eski Türk filmlerinde bar sahnelerinde fonda çalan klasik şarkı olma itibariyle gönüllerimizde ayrı bir yeri bulunan bu şarkı ilk defa 1976 yılında Eagles tarafından söylendi. 16 milyon sattı, Grammy kazandı ve de birçok kişi tarafından da bu albüm gelmiş geçmiş en iyi Rock albümlerinden biri seçildi.

İşte bu güzide Eagles şarkısının hikayesi ile ilgili birçok efsane türetilmiş. Bunlar arasından en tutarlı ikisi şöyle:

1969 yazında hikayenin kahramanı olan adam uzun bi seyahate çıkar… Ve yolu California dan geçerken dinlenmek için Hotel California yı bulur… Ufak sevimli bir oteldir.. Sıcak bi havası vardır… Bir odaya yerleştirirler…

Oteldeki ikinci gününde odasının hemen yanındaki odada kalan kızla tanışır. Arkadaş olurlar…Birlikte gezmeğe başlarlar.. Çok fazla zaman geçmeden birbirlerine aşık olurlar…Ve tatili hotel California da birlikte geçirmeye karar verirler……

Çok severler birbirlerini… Bütün bir yaz hep beraberdirler…Otelin sıcak insanları , sevimliliği sadeliği onları çok etkilemiştir… Unutamayacakları bir yaz yaşarlar ,  ….

Yazın bitiminde bir karar vermek zorundalardır ayrılık için…. Ve şöyle derler :

“Eğer 1 sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Otel California da buluşacağız” diye sözleşirler…
 
O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. ( bu aşk bir yaz aşkımı yoksa gerçek bi aşkmı anlamak için yaparlar bunu)

(eagles hikayenin buraya kadar olanını yaşadıkları günleri otelin güzelliğini kasabanın sadeliğini anlatır şarkısında genel olarak…)

Tam 1 sene geçmiştir… Adam sözleştikleri gibi 1 sene sonra otelde bluşmak için yola çıkar… Tanıştıkları ilk gündür o gün… Yol uzundur bitmek bilmez adam için… Ve sonunda California ya varır… Otelin oraya gitdiğinde kapkara bi bina bulur..Otel dün yanmıştır…

Sevdiği adamla buluşmak için 1 gün önceden otele gelen kız gece çıkan yangında ölür… Adam otele gelirken sevdiği kızla bir ömür yaşamayı , birlikte olmayı düşünürken , onu bir ömür kaybeder.

( Gurubun üyeleri hikayeyi duyduğunda çok etkilenir ve bunun için bişeyler yazmaya karar verirler.. )

70’lerin başında bilindiği gibi yoğun bir uyuşturucu modası, overdose hadiseleri ve hippi modası mevcuttu.
Buna göre, Hotel California’yı bir metafor olarak kabul edecek olursak şarkı bambaşka anlamlar içermektedir.

Şöyle ki:

Üstü açık arabasıyla çılgınca giden özgür gencin kafası bir hayli güzeldir.
Bunu şuradan anlıyoruz

-“Warm smell of colitas, rising up through the air”
(Colitaların sıcak kokusu, yükseliyor havaya)
Sözü edilen “colitas” bir çeşit uyuşturucudur. Haliyle havaya süzülen koku da buradan kaynaklanmaktadır.

Arkadaş dumanlı bir şekilde yoluna devam ederken ileride parlak ışıklar görür, ne kadar serseri olursa olsun bu kafayla yola devam etmeyecek kadar akıllıdır.

-“Up ahead in the distance, I saw a shimmering light”
(İleride bir mesafede, parlak bir ışık gördüm)
-“My head grew heavy and my sight grew dim”
(Ağırlaştı başım ve bulanıklaştı görüşüm)

Görüş açısı oldukça bulanık ve kafası da oldukça ağırlaşmıştır.

-“I had to stop for the night”
(Gece için durmalıydım)

Bravo! Bu davranışıyla bizden 10 puanı kapmıştır. Zira kimse bu şekilde yola devam edip başkalarının canını şahsi zevkleri uğruna tehlikeye atmamalıdır.
Kapısına kadar gelir ve içeriye girer.
Hotel California macerası bir anlamda başlamıştır artık.

-“There she stood in the doorway;”
(Orada, kapının önünde durdu)
-“I heard the mission bell”
(Görev zili duyuldu)

Mission Bell’in başında bir de bağyan otel calışanı vardır ki akıllara zarar. Düşünür kendi kendine: “Oğlum hadi gene iyisin cennete düştün!”

-“Then she lit up a candle and she showed me the way”
(Sonra bir mum yaktı ve bana yolu gösterdi)

Mum ışığı falan muhabbetine hemen anlarız ki burası inceden gizemli bir mekandır. Hatta koridordan sesler gelmektedir:
“Kaliforniya oteline hoşgeldiiiiiin.”
“Ne kadar hoş bir yer. Ne kadar güzel bir yüzü var bu otelin” (Böyle düşünmesi doğaldır zira sadece otelin güzel yüzünü görmüştür).

-“Such a lovely place”
(Ne kadar hoş bir yer)
-“Such a lovely face”
(Ne kadar hoş bir çehre)

Bir sürü oda var burada hem de yılın her vakti. Cennet cennet.

Bu arada elektrik aldığı kızın hatlarına dikkat çekilir.
“Mercedes kavisleri bunlar. Ama bir şeyi anlayamıyorum.” der. Bir sürü eleman var bu kızın etrafında, onlarla bütün gün dans ediyor ve onlara “arkadaşım” diyor. İşe bak yahu!

-“Some dance to remember, some dance to forget”
(Bazı danslar hatırlamak içindir, unutmak içindir bazısı)

-“So I called up the Captain,”
(Böylece hatırlattım kaptana)
-‘Please bring me my wine’
(lütfen şarabımı getirin bana)

Aklına hemen ‘Ben de mi bu heriflerden olacağım yoksa, kızın büyüsüne kapılmayalım, kendime gelmeliyim…’ tarzında düşünceler gelir ve şefe seslenerek “şarabımı getirir misin” der.

-“He said,’We haven’t had that spirit here since nineteen sixty nine’
(O dedi ki; “o ruhu yakalayamamıştık 1969 dan bu yana”)
“Spirit” sözcüğüne dikkat.

-“And still those voices are calling from far away,”
(Ve o sesler çok uzaklardan çağırıyor hala)
Ve bir anda gene o sesler duyulmaya başlanır.

-“Wake you up in the middle of the night”
(Uyandırır seni gecenin ortasında)

Gecenin ortasinda bile gelir bazen o sesler ve gene ayni şeyi tekrarlamaktadırlar.
Yine hotel california zırvası. Yok ne güzel bir yer, yok ne hoş mekan. Ancak hala kendini avuturcasına sadece güzel şeyleri görmeye çalışır. Bu kadar zaman geçirdikten sonra biraz gözlem yapma fırsatı bulmuştur. Otelle ilgili bazı yorumlar yapılır.

-“They livin’ it up at the Hotel California”
(Otel California’da yaşarlar şaşaa içinde)
Çok güzel hayatları vardır bu oteldekilerin. Çok hoş bir sürprizdir bu.

-“What a nice surprise, bring your alibis”
(Ne kadar güzel bir sürpriz, getirir bahanelerinizi)

-“Mirrors on the ceiling,”
(Aynalar tavanda)

-“The pink champagne on ice”
Buzda pembe şampanya

Bu arada kızla az biraz muhabbeti kurmuş olan dumanlı arkadaşımız kız tarafından yeni gelişmeler yaşar.

-“And she said ‘We are all just prisoners here, of our own device’
(Ve o dedi ki; “burada hepimiz sadece mahkumlarız, kendi düzeneğimizin”)

-“And in the master’s chambers,”
(Ve ana salonda)

-“They gathered for the feast”
(ziyafet için toplandılar)

-“The stab it with their steely knives,”
(Çelik bıçaklarıyla onu doğradılar). Steely knives tan kasıt pahalı çatal bıçak takımlardır.

-“But they just can’t kill the beast”
(Fakat canavarı öldüremezler)

İşte bu noktada her şeyin bir düzmece olduğu ve başının büyük belada olduğunu fark eder. İçinde bulunduğu bütün durum bir aldatmacadır aslında. Kendisi bu tuzağa düşen ilk kişi de değildir ve bunun farkına varır. Kafası da yavaş yavaş ayılmaya başlarken birden dank eder.

-“Last thing I remember, I was”
(Hatırladığım son şey, benim)

-“Running for the door”
(Kapıya koştuğumdu)

Ancak önce, daha önce geldiği yeri bulmalıdır. Panik içinde aramaya koyulur
tam o sırada
***
-“‘Relax,’said the night man,”
Otelin ak sakallı gizemli dedesi çıkar ortaya. Kendisine otelde “gecelerin adamı” denmektedir. “Rahat ol kardeşim” der..

-“We are programmed to receive.”
(Varmak için programlandık)

-“You can checkout any time you like,”
(İstediğin zaman kontrol edebilirsin)

-“But you can never leave!”
(Ama ayrılamazsın asla!)

Gecelerin adamının son sözleri şu şekildedir:
Bir sakin ol bakalım, bir derin nefes al önce adam yemiyoruz biz burada.
İstedigin zaman checkout yapabilirsin. Ama bir de kötü haberim var ki, asla ayrılamazsın…

Şu saatten sonra nasıl bir tongaya bastığının hiç bir önemi yoktur artık, ne kendini büyüleyen parlak ışıklar nede güzel vücut hatlı kadın vardır artık, geriye sadece zindana dönüşmüş bir hayat kalmıştır. Hotel California’nın gerçek yüzünde yaşamaya mahkum kayıp bir hayat…

Hotel California
(Türkçe çevirisi)

On a dark desert highway, cool wind in my hair
Karanlık bir çöl otoyolunda, serin rüzgar saçlarımda

Warm smell of colitas, rising up through the air
Colitaların sıcak kokusu, yükseliyor havaya

Up ahead in the distance, I saw a shimmering light
İleride bir mesafede, parlak bir ışık gördüm

My head grew heavy and my sight grew dim
Ağırlaştı başım ve bulanıklaştı görüşüm.

I had to stop for the night
Gece için durmalıydım

There she stood in the doorway;
Orada, kapının önünde durdu

I heard the mission bell
Görev zili duyuldu

And I was thinking to myself,
Ve kendi kendime düşünüyordum ki

‘This could be Heaven or this could be Hell’
‘Cennet de olabilir bu, cehennem de’

Then she lit up a candle and she showed me the way
Sonra bir mum yaktı ve bana yolu gösterdi

There were voices down the corridor,
Koridor boyunca sesler vardı

I thought I heard them say…
Sanırım şöyle dediklerini duydum onların:

Welcome to the Hotel California
California oteline hoşgeldiniz

Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer

Such a lovely face
Ne kadar hoş bir çehre

Plenty of room at the Hotel California
Bir çok oda var otel california da

Any time of year, you can find it here
Yılın herhangi bir zamanı, bulabilirsiniz burada

Her mind is Tiffany-twisted, she got the Mercedes bends
Aklı “Tiffany-dalgın”, “Mercedes kavisleri”

She got a lot of pretty, pretty boys, that she calls friends
Bir sürü tatlı çocukları vardı, arkadaş diye çağırdığı

How they dance in the courtyard, sweet summer sweat.
Sahnede nasıl dansettikleri, tatlı yaz teri

Some dance to remember, some dance to forget
Bazı danslar hatırlamak içindir, unutmak içindir bazısı

So I called up the Captain,
Böylece hatırlattım kaptana

‘Please bring me my wine’
‘lütfen şarabımı getirin bana’

He said,’We haven’t had that spirit here since nineteen sixty nine’
O dedi ki; “o ruhu yakalayamamıştık 1969 dan bu yana”

And still those voices are calling from far away,
Ve o sesler çok uzaklardan çağırıyor hala

Wake you up in the middle of the night
Uyandırır seni gecenin ortasında

Just to hear them say…
Sadece onların şunu demelerini duymaya…

Welcome to the Hotel California
California oteline hoşgeldiniz

Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer

Such a lovely face
Ne kadar hoş bir çehre

They livin’ it up at the Hotel California
Otel California’da yaşarlar şaşaa içinde

What a nice surprise, bring your alibis
Ne kadar güzel bir sürpriz, getirir bahanelerinizi

Mirrors on the ceiling,
Aynalar tavanda

The pink champagne on ice
Buzda pembe şampanya

And she said ‘We are all just prisoners here, of our own device’
Ve o dedi ki; “burada hepimiz sadece mahkumlarız, kendi düzeneğimizin”

And in the master’s chambers,
Ve ana salonda

They gathered for the feast
ziyafet için toplandılar

The stab it with their steely knives,
Çelik bıçaklarıyla onu doğradılar

But they just can’t kill the beast
Fakat canavarı öldüremezler

Last thing I remember, I was
Hatırladığım son şey, benim

Running for the door
Kapıya koştuğumdu

I had to find the passage back
Geçidi tekrar bulmalıydım.

To the place I was before
Daha önce bulunduğum yere açılan

‘Relax,’said the night man,
“Rahatla” dedi adam

We are programmed to receive.
Varmak için programlandık

You can checkout any time you like,
İstediğin zaman kontrol edebilirsin

but you can never leave!
Ama ayrılamazsın asla!

Reklamlar

Yorumlar»

1. tayfun - 05/29/2010

emeğinize sağlık teşekkür ederim.

TURKSpedia - 05/29/2010

Tesekkurler..Yillara meydan okuyan bu efsane sarkiyla gunumu aciyorum..

2. tugrul-20 - 05/31/2010

Bazı şarkılar hiç unutulmaz,birde hikayesini bilince insan,unutmak daha da zorlaşır.Emeğinize sağlık,teşekkürler.

TURKSpedia - 05/31/2010

Kesinlikle unutulmayanlardan..Nesilden nesile de yine,yeni,yeniden dinlenip gene unutulmayanlardan bu sarki…

Tesekkurler…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: